KAPAĞAN KAĞAN

 
         İlteriş öldüğü zaman biri 8 yaşında (Bilge), diğeri 7 yaşında (Kül Tegin) olmak üzere iki oğul bırakmıştı. Kardeşi 27 yaşındaki Kapağan (veya Kapgan), hakan oldu (692-716). Çin kaynaklarında adı Moç’o (Türkçe aslı, Bekçor) diye geçen Kağan, Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk devlet müşavirliği vazifesini yapıyor, kardeşi, yeğenleri ve oğulları yavaş-yavaş Gök-Türk hakanlığının seçkin simaları olarak beliriyorlardı.
         Kapağan Kağan’ın devlet politikasının esasları üç ana başlık altında incelenebilir:
 
1-Çin’i baskı altında tutmak. Bunda iki amacı vardı, Türk devletinin huzurunu korumak ve halka yetecek ölçüde tarım üretimi imkanları sağlamak.
2-Çin’de dağınık halde yaşamakta olan Türkleri anavatana (Ötüken) çekmek. Bunda da iki amacı vardı. Türkleri yabancı hakimiyetinden kurtarmak ve Türk ülkesinde askerî ve ekonomik gelişmeyi hızlandırmak.
3-Asya kıtasında ne kadar Türk yaşamakta ise, hepsini Gök-Türk birliğine bağlamak.
Kapağan’ın bu siyasî ve ekonomik görüşleri onu sayılı Türk büyükleri arasında çok yükseltmektedir. Özellikle bu üç. nokta çok dikkat çekici bir siyasî kavrayış ifade eder.
          Genç, haşin ve ihtiraslı Kapağan, seferler ve zaferler dizisini 693 yılındaki Çin baskını ile açtı. Ling-çu eyaletini şiddetle sarstı ve aynı yıl içinde bu bölgeye yedi sefer daha düzenledi. Sonra Ordos’a akın yaptı. Askerî harekâtını yeniden Ling-çu’ya yoğunlaştırdığı 696 yılında, Şeng-çu’ya 1, Liang-çu’ya 3, Ling-çu’ya 8 sefer yapmıştı. K’i-tan’larla Çin’in bozuşmasını kendi lehine değerlendirerek, T’ang imparatoriçesi Wu’yu destekledi.
         696 yılının Ekim ayında K’i-tanlar’ı Hopei bölgesinde ağır bir hezimete uğrattıktan sonra, imparatoriçeden isteklerini sıraladı: 100 bin”hu” (hu= 12,5 kilo çeken ölçek) tohumluk darı, 3 bin adet tarım âleti, 10 bin (T’ang-shu’ya göre 40 bin) fond demir, Çin topraklarında oturan (Çoğu Ordus’da “6 eyalet” arazisinde idi) Türkler’in anavatana iadesi.
         Kapağan Kağan daha sonra Yenisey bölgesini işgal etmekte olan Kırgızlar’a yöneldi. Mevsim kış (697-698), yol uzun ve güçlüklerle dolu idi, fakat bu sefere zaruret vardı. “(Kuvvetli Kırgız Kağanı) Çin ve On-ok kağanları ile anlaşıp, Altun ormanında (Altaylar’da) toplanalım, ordularımızı birleştirelim Türk kağanına saldıralım, yoksa kağan cesur olduğundan o bizi mahveder demişler” (Tonyukuk Kitabesi)
Kapağan ile Tonyuyuk idaresindeki Gök-Türk ordusu “kar sökerek ağaç dallarına tutunarak, bazen atları yedeğe alarak” yolsuz vâdilerden Köğmen dağlarını aştı., Yenisey kaynaklarında belirtildiğine göre, Anı ırmağı kayısındaki Kırgızlar’ı bastırdı, “han”ı öldürülen Kırgız ülkesi tamamen teslim alındı.
         Kapağan Kağan 697 yılının yazında, mevcut duruma uygun olarak, orduyu ve idareyi yeniden teşkilâtlandırdı: Kardeşi To-si-fu’yu hâkanlığın sol kanadı “yad”ı, İlteriş’in oğlu 14 yaşındaki Bilge’yi sağ kanad’a Tarduş üzerine “şad” tâyin etti ve kendi oğlu Bögü (Kitâbelerde İnal Kağan, Çin kaynaklarına Fu-kü)yü “küçük kağan” yaptı. Böylece Türk imparatorluğunda iki cephe oluşmuş, askerî kuvvetler de iki ordular grubu hâlinde tertiplenmişti.
 

         Kapağan Çin ile savaşa hazırlanırken, İnal Kağan ile Bilge Şad emrindeki fakat gerçek sevk ve idaresi Tonyukuk’un elinde bulunan batı ordular grubu da On-oklar’ı devlete bağlamak vazifesini almışlardı. Çin elçilerine karşı Kapağan’ın şiddetli ve kararlı tutumu geçici olarak doğuda bir silâhlı çatışmayı önledi. “Mo-ç’o’nun kudretinden telâşlanan Çin’den derhal üç bin tarım âleti, 40 bin “şi” (1şi =10 hu) tohumluk darı gönderildi ve Türkler anavatan topraklarına iâde edildi (698). Büyük “kağan”ın plânlarından ikisi gerçekleşmişti.

         Ancak Kapağan, kızını bir T’ang prensi ile evlendirmek arzusuna karşı, imparatoriçe Wu’nun, T’ang’lardan değil de, kendi âilesinden bir prensi damat olarak ortaya sürmesinden öfkelendi. Yanında bulunan Çin elçilik heyetinden general Çen-çi-wei(T’ang sülâlesine mensup olmalı)’yi “Çin kağanı” ilan ederek, olunla birlikte ansızın, Çin topraklarında göründü.

      Kuei-çu, T’an-çu, P’ing-çu, Yü-çu, Ting-çu, Çoa-çu eyaletlerine, aynı sene içinde (698) otuz defa çıkış yaptı. 100 bin kişilik ordusu tarafından, karşı koyan bütün Çin kuvvetleri yok edildi, at sürüleri, başta olmak üzere bol ganimet ve esir alındı. Oradan kuzeye yönelen Kapağan’a, Çin orduları kumandanı Şa-Çacung-i, emrindeki birkaç yüz bin kişilik kuvvetine rağmen, hücuma cesaret edemeyerek, Gök-Türk süvari tümenlerinin geçişini uzaktan seyrederken, ümidini kaybeden Çin sarayı do orduya gönderdiği gizli bir günlük emirle, “kağan’ı bulup öldürenin”prens ilan edileceğini bildiriyordu.

         Bu sırada İnal ile Bilge tarafından sevk edilen batı orduları grubu da, Tonyukuk’un yüksek kumandasında, Altaylar’ı aşıp Yarış-ovası (Cungarya)’na doğru ilerlemiş ve Bolçu (Urungu gölünün güney-batı kıyısında; bugün Tokoi kasabası)’da ateş ve fırtına gibi saldıran “Türgiş kağan”ın kumandasındaki10 tümenlik (100 bin kişilik) On-oklar ordusu üzerinde kesin zafer kazanmıştı (698).

         Böylece vaktiyle Tardu’nun, Türk birliğini gerçekleştirdiği tarihten tam 100 sene sonra Kapağan Kağan’ın Doğu-Batı hakanlıklarının topraklarını tek idarede toplaması yolu ile “dehşet verici Türk birliği ihya edilmişti”. Ancak Kapağan’ın planında 3. noktanın tamamlanması için Maveraünnehir’inde zaptı gerekiyordu.

         Coğrafî yeri, iklimi, verimli toprakları ile zenginliği bütün kaynaklarda övülen Maveraünnehir’de o sırada Gök-Türk ordularına karşı koyacak bir kuvvet yok idi. Türk soylu bazı ailelerin idare ettiği “şehir krallıkları” 675’lerden beri, nispeten küçük kuvvetlerle ufak çapta teşebbüslere girişen Müslüman Arap- kumandanlara (Abdullah b. Ziyad, Said b. Osman, Musa, Mühelleb vb.) başarı ile karşı koymakta idiler.

Yine Tonyukuk’un kumandasında olmak üzere, “İnal Kağan” ve Bilge taraflarından sevk ve idare edilen, o sene henüz 16 yaşındaki Kül Tegin’in de dahil bulunduğu Gök-Türk batı orduları grubu, Altaylar-Borçlu-Yarış Ovası “Kavimler kapısı” -Çu ve Talas havzaları- Karadağ kuzeyi üzerinden İnci (Seyhun = Sirderya) kıyılarına ulaştı. Nehri geçerek Maveraünnehir’in Kızıl-kum çölüne daldı ve tam güney istikametini aldı. Ordunun bir kısmının, muhtemel bir yan hücuma karşı, İnal idaresinde burada bırakan Tonyukuk ilerledi ve ilk olarak Semerkand’ın güney doğusunda savaşa hazır bekleyen Sok kumandasındaki orduyu ezdi (701).

          Aynı zamanda Çinliler’e karşı da bir zafer kazanıldı. Bilge ile Kül Tegin, Keş şehrinin doğusunda, Altı-çub (Chao-wu) kavminden de aldığı yardımlarla 50 bin kişilik bir kuvvet başında, Gök-Türkler’in ipek yolu geçiş hattına inmesine engel olmağa hazırlanan Çinli general Ong-Tutuk (Wei Yuan-çung)’u “İdukbaşı” mevkiinde mağlup ve ordusunu imha ettiler. Cesaret ve savaşçılığını ilk defa bu savaşta ortaya koyan Kül Tegin, Çinli kumandanı, eli ile yakalayıp esir etmişti. Bu şekilde engeller kalkınca Gök-Türk ordusu Tamir Kapıg (Demir Kapı)’a ulaştı.

           Burası, bilindiği gibi. M.Ö. asırlardan beri İran-Turan (Türk) ülkelerinin arasında tabii sınır kabul edilmekte idi. Maveraünnehir seferi münasebetiyle Orhun kitabelerinde ilk defa Müslüman Araplar (Tazik) zikredilmiştir. İranlıların Araplara verdikleri Tazi adından (Tay adlı Arap kabilesinden ) gelen Tazik, (Türkler tarafından, sonraları İranlılar için kullanılmıştı: Tacik).

           Diğer taraftan Kapağan, Çin’e akınlarına devam ediyordu. 700-702 yılları arasında Çin üzerine 21 sefer yapılmıştır. 704’de Kül Tegin ile Bilge’nin de katıldıkları büyük Ming-şa savaşında 80 bin kişilik Çin ordusu hezimete uğratıldı. Hemen arkasından 11 akın daha tertiplendi. T’ang İmparatoru Çung-tsung yine bir günlük emir neşrederek, Kapağan’ı esir eden ve öldüreni prens unvanı ve 2 bin top ipek vererek taltif edeceğini ilan ediyordu. Ayrıca bütün görevlilere Gök-Türkler’i mağlup etmek için planlar hazırlamalarını emretti.

            Bunun üzerine sarayın yüksek memurlarından Lu Fu’nun imparatora sunduğu raporda çare olarak: 1- Barbarları birbirine karşı tahrik etmek, 2- Barbarları iki cephede birden zorlamak, yolları tavsiye ediliyor ve M. Ö. 36 yılında Çi-çi’nin böyle yenildiğini hatırlatıyordu. Bu arada, 649’dan beri Çin ile siyasî ilişkiler kurmuş bulunan Basmıllar tekrar itaate alındı (704). 709’da Çik’ler ve Az’lar (her ikisi de Kırgızların doğu komşuları) Bilge tarafından hakanlığa bağlandı. Gök-Türk ordularının uzaklarda meşgul olmasını fırsat bilerek başkaldırmağa teşebbüs eden Kırgızlar da Bilge-Kül Tegin idaresinde “mızrak boyu kar sökerek Köğmen dağlarını aşan” Gök-Türk orduları tarafından Songa ormanında ikinci defa mağlup edildi (710).

 

          Aynı yıl içinde Tolga ırmağı civarındaki Bayırkular, Türgi-yargın Gölü savaşında bozguna uğratıldı. 711 yılında yine Bolçu civarında Türgiş kuvvetleri hırpalandı, han’ı, yabgu’su, şad’ı öldürüldü. Türgiş ülkesi ve “Kara Türgiş” halkı itaate alındı ve bir Maveraünnehir seferi daha yapıldı. Kapağan Kağan’ın gittikçe şiddetini arttıran, müsamaha tanımaz sertliği, huzursuzluğu arttırıyor, bilhassa Türk boylarının ayaklanmalarına yol açıyordu. 711 yılında Kara-Türgiş isyanı Kül-Tegin tarafından bastırılmış ise de, aynı yılda başlayıp 3 yıldan fazla süren ve Çin’in tahriki neticesinde bütün On-oklar’ın katılmaları ile iyice alevlenen Karluk isyanı hayali güçlük çıkardı.

          İmparator Çung-tsung’un Kan-su eyaletlerindeki ordularını Gök-Türklere karşı seferber hale getirdiği bu sıkıntılı günlerde; Türkistan’daki yurtlarından kalkarak Ötüken’e kadar sokulmaya muvaffak oldukları anlaşılan Karluklar ve müttefikleri, ancak Kapağan, Bilge ve Kül Tegin’in ortak harekatı ile Tamıg Iduk-başı’ndaki şiddetli savaşta mağlup edilerek dağıtılabildiler.

             Bir kısım Karluk kütlesi ve başkaları Çin’e sığındılar ve San-yuan bölgesine yerleştirildiler. Tamıg Iduk-başı muharebesi tam zamanında kazanılmıştı. Gök-Türkleri iki cephede savaşmaya mecbur etmeyi hedef alan Çin kuvvetlerinin Karluklar lehine müdahalesi önlenmişti. Şimdi de Çin hazırlığını saf dışı etmek gerekiyordu: Çin yığınak merkezi Beş-balık üzerine sefer yapıldı(714).

            Çin kaynaklarının belirttiğine göre, İnal Kağan ile Tung-iç Tegin ve hakanın eniştesinin kumandasındaki sevk edilen ordu, Beş-balık’ı kuşattı. Kitabelerden, Bilge’nin de katıldığı anlaşılan bu harekatta şehir ele geçirilemedi ise de karışıklıktan faydalanarak Tokmak’daki Türk kabileleri üzerinde bir zafer kazanmakla yetinen Çinlilerin Gök-Türklere karşı büyük ölçüde taarruzu ortadan kaldırılmış oldu.

           Ancak hakanlık bir kazan gibi kaynamakta idi. Kitabelerdeki: “Amcam Kağan’ın idaresi karışıklık içinde düştüğü, halkta ikilik ortaya çıktığı zaman...” gibi ifadeler de durumu açıklamağa yeter. Az’lar ve arkasından İzgiler şiddetle ezildi (715). Fakat hakanlığın esas kütlesini meydana getirdiği için devleti temellerinden sarsarak, nihayet ihtilale sebep olan Oğuzların isyanları Gök-Türk içtimaî bünyesinde derin yaralar açtı.

           Bunun en önemli sonucu, batı bölgesindeki On-oklar ülkesi, yani Karluklar, Türgişler ve Maveraünnehir’in hakanlıktan kopması oldu. 714 yılı sonbaharında başladığı anlaşılan Oğuz ayaklanmalarının –Oğuzların devlete olan oranları dolayısıyla-, hayretle karşılandığı kitabelerden sezilmektedir: “Dokuz Oğuz kavmi kendi kavmim idi, gök ve yer karıştığı için, düşman oldu”.

           715 yılı baharında Kağan’ın açmak zorunda kaldığı Dokuz-oğuz seferinde mağlup edilen Oğuzların hayvanları öldürüldü. 716 senesinde Oğuz kabilelerinden Bayırkular şiddetle hırpalandı. Fakat, bu ömrü boyunca durup dinlenmeyen haşin tabiatlı Kapağan Kağan’ın seri halindeki zaferlerinin sonuncusu oldu.

          Kendinden emin, Ötüken’e dönerken yolda Bayırkular’ın pususuna düştü, üzerine atılan bir Bayırkulu tarafından 22 Temmuz 716 tarihinde öldürüldü Bayırkular’ın Çin ile temas halinde oldukları, bu sırada onlar nezdinde bir Çin elçisinin bulunmasından anlaşılıyor. Hatta rivayete göre Kapağan’ın kesilen başı bu elçi tarafından Çin’e götürülmüştür.